13.05.2010

Yasadışı bahis

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Bilişim Suçlar Büro Amirliği ekipleri, yurt dışı bağlantılı internet adresleri üzerinden yasa dışı olarak oynatılan futbol bahisleri ile ilgili, dondurmacı, berber, su tesisatçısı, kebapçı, kıraathane, iletişim merkezleri, nakliyatçı, emlakçi ve çiçekçinin de aralarında bulunduğu 44 iş yeri ile 2 eve eş zamanlı operasyon düzenledi.

Operasyonlarda, yasa dışı bahis oynattıkları belirlenen 49 kişi yakalandı. Yakalanan zanlıların ev ve iş yerlerinde yapılan aramada, çeşitli bankalarda bulunan çok miktarda paraya, banka dekontları ve 43 bilgisayara el konuldu.

Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltına alınan 49 zanlı, ''Yasa dışı bahis oynamak ve oynatmak'' suçlarından 143'er TL idari para cezası verildi. Zanlılar emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilecek.

Yetkililer, olayla ilgili çok yönlü soruşturma ve bilgisayarlardaki teknik inceleme işlemlerin sürdüğünü bildirdi.

7.04.2010

Kurtlar Vadisi Pusu 86. Bölüm fragmanı

Atl. Madrid - Valencia maçını canlı izle

Atl. Madrid - Valencia maçını canlı izlemek için perşembe akşamı sitemizde bulunarak izleyebilirsiniz.

1.04.2010

Babası Umut’u TOPRAĞA VERMEYECEK

9 gün sonra foseptik çukurunda bulunan 10 yaşındaki Umut'u babası topraa vermeyecek
9 gündür kayıp olan ve dün foseptik çukurunda ceseti bulunan Umut Balık'ın cenezasi getirildi. Ancak baba, otopsi raporuna inanmadığını söyleyerek, 'İkinci otopsi yapılmadan oğlumu toprağa vermem' dedi.

2. OTOPSİ YAPILMADAN ASLA
Uşak'ın Eşme ilçesinde Yatılı Bölge İlköğretim Okulunda öğrenim görürken 23 Martta kaybolan ve cesedi dün gece okulun foseptik çukurunda bulunan Umut Balık'ın babası Ercan Balık, İzmir Adli Tıp Kurumundaki otopsinin raporuna inanmadığını, yeni bir otopsi yapılıncaya kadar cenazenin defnine izin vermeyeceğini söyledi.

Umut Balık'ın İzmir Adli Tıp Kurumunda yapılan otopsinin ardından cenazesi, özel bir şirkete ait cenaze aracıyla Eşme Devlet Hastanesine morguna getirildi. Baba Ercan balık AA muhabirine yaptığı açıklamada, İzmir Adli Tıp kurumundaki otopsinin raporuna inanmadığını belirterek, şunları kaydetti:

OĞLUM ÖLDÜRÜLDÜ
''Oğlumun öldürüldüğü şüphesi üzerinde durulması gerekiyor ve yeni bir otopsi yapılmasını istiyoruz. Benim oğlum fosseptik çukurunda 10 gün kaldı, vücudunda herhangi bir darp izi ve bozulma olmadığını söyleniyor, bu mümkün değil. Olayla ilgili çok şaibe var. Ben devlet büyüklerimizden, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı'ndan, kafamdaki soru işaretlerinin giderilmesi adına yeni bir otopsi yapılması yönünde karar verilmesini istiyorum. Konuyu Eşme Kaymakamı Selami Kaya'ya ilettim. Yeni bir otopsi yapılıncaya kadar oğlumun defnedilmesine izin vermeyeceğimi söyledim.''

Kaymakam Kaya ise acılı babanın, cenazeyi defnetmeyeceği yönündeki görüşünü kendisine bildirdiğini, olayın adli vaka olduğunu, kararı Cumhuriyet Savcılığının vereceğini belirterek, aileyi definle ilgili ikna etmeye çalıştıklarını söyledi. Umut Balık'ın kesin otopsi raporunun, yaklaşık 1 ay sonra çıkacağını ifade eden Kaya, soruşturmanın çok yönlü devam ettiğini sözlerine ekledi.

Bu arada Eşme Belediye Başkanı Ahmet Yıldırım, okul bahçesindeki kanalizasyon çukurunun kapağının, kendi ekiplerince kapatıldığı iddialarını yalanlarken, belediyeye bağlı temizlik işleri ekiplerinin vidanjör yardımıyla çukurda belirli periyotlarda temizlik yaptığını, ekiplerin herhangi bir kapak kapatma ya da açma olayına müdahil olmadığını ifade etti. Yıldırım, bölgede kanalizasyon bağlantısının yapılmasıyla ilgili çalışmalar olduğunu, bir müddet sonra YİBO foseptik çukurunun, belediye kanalizasyon sistemine bağlanacağını kaydetti.

Bu arada soruşturmayı yürüten Eşme Cumhuriyet Savcısı, ilk otopsi raporunun açıklanmasının ardından, küçük çocuğun bulunduğu olay yerinde ikinci inceleme yaptı.

Umut Balık'ın evinde yakınlarının, okul önünde de basın mensuplarının bekleyişi devam ediyor.

OLAYIN GEÇMİŞİ
Uşak'ın Eşme ilçesinde Yatılı Bölge İlköğretim Okulunda (YİBO) öğrenim gören 10 yaşındaki Umut Balık, 23 Martta kaybolmuş, bütün aramalara rağmen bulunamamıştı. Okulun güvenlik kameralarının, çocuğun kaybolduğu saatler arasında arızalı olduğu belirtilmiş, o gün nöbetçi olan öğretmenler görevden uzaklaştırılmıştı. Ailesi, kaçırıldığı iddiaları üzerinde dururken, küçük Umut'un cesedi, okulun pansiyon binasına 100 metre uzaklıktaki daha önce arama yapılan foseptik çukurunda, çamura saplanmış halde bulunmuştu.

Tacize uğrayan öğrenci kendini vurdu

Bursa'nın İnegöl ilçesinde yaşayan 15 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisi R.T. (Rojda Toprak), daha önce okulda hademelik de yapan 60 yaşındaki komşusunun tacizinden sonra girdiği bunalım sonucu tabancayla kendini vurdu.

İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNDU
Taciz mağduru kız öğrenci intihar girişiminde bulundu. Karnından yaralanan genç kız hastaneye kaldırıldı. Tacizci komşunun daha önce de aynı okuldan bir başka kız çocuğunu taciz ettiği ve hakkında yasal işlem yapıldığı öne sürüldü. Yaşlı komşu şu anda yurt dışında olduğu sanılıyor.

GURUR MESELESİ YAPTI
İddialara göre, Akhisar Mahallesi'ndeki Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu 8. sınıfta öğrenim gören 15 yaşındaki R.T. (15) yaklaşık 6 ay önce, daha önce okulda hademelik yapan ve komşuları olan 60 yaşındaki Hüseyin V.'nin tacizine uğradı. Kızlarının taciz olayını anlatması üzerine aile, durumu Jandarma ve Savcılığa bildirdi. Savcılığın taciz olayı ile ilgili soruşturması sürerken, yaşadığı olayın psikolojisinden kurtulamayarak iki aydan beri okula da gitmeyen, sürekli tacizcinin ne zaman tutuklanacağını soran R. T., bu olayı gurur meselesi yapıp, intihar etmek istedi.

Annesi ve kardeşinin de evde bulunduğu sırada banyo yapıp tırnaklarını kesen genç kız, giyinme bahanesi ile yan odaya geçti. Bu sırada evde bulunan eski tabancayı karnına dayayıp, tetiğe bastı.

KANLAR İÇİNDE BULUNDU
Silah sesleri üzerine odaya giren anne ve kardeşi, R. T.'yi yerde kanlar içinde yatarken buldu. 112 Acil Servis Ambulansı ile İnegöl Devlet Hastanesi Acil Servisine getirilen genç kız, buradaki ilk müdahalenin hemen ardından ameliyata alındı. Yaklaşık 3 saat süren ameliyatın ardından Bursa Yüksek İhtisas Hastanesi'ne sevk edildi. İnşaat işçisi baba Nuri T. (45), kızının 6 ay önce Hüseyin V'nin tacizine uğradığını, bu nedenle jandarma ve savcılığa şikayet ederek davacı olduklarını anlattı.

Hakkında yasal işlem başlatılan komşularının tutuklanmadığını anlatan Nuri T., "Bu olaydan sonra kızımın psikolojisi bozuldu. Sürekli olarak taciz eden kişinin ne zaman tutuklanıp cezaevine gireceğini soruyordu. İki aydan beride okula gitmiyordu. Olayın etkisinden kurtulamayan kızım, bunu gurur meselesi yapıp hayatına son vermek istedi. Allah'ın kızımızı bize bağışlaması için dua ediyoruz. Olayın tek sorumlusu, tacizci kişidir. Hakkında gerekenin biran önce yapılmasını istiyoruz. Adaletin yerini bulmasını istiyoruz" diyerek acılarını dile getirdi. Olayla ilgili soruşma başlatıldığı bildirildi. Öte yandan tacizci komşunun okulda hademelik yaptığı dönemde de bir başka kız çocuğunu taciz ettiği, bu nedenle hakkında işlem yapıldığı iddia edildi.

28.03.2010

Ben sadece golümü attım

Derbideki tek golün sahibi olan Selçuk, Fenerbahçe'nin şampiyon olacağına inandıklarını söyledi.
Fenerbahçe'nin 1-0 kazandığı derbideki tek golün sahibi olan Selçuk, maçtan sonra basın mensuplarına bir açıklamada bulundu.

"BÜYÜK BİR TAKIMA KARŞI OYNADIK"
Selçuk Ali Sami Yen Stadı’na inanarak geldiklerini belirterek, "Bir haftadır da yönetimimizle birlikteyiz. Yapılan bütün toplantılar hep galibiyet üzerineydi. Kalan maçlarımızı da kazanmak istiyoruz. Bugün büyük bir takıma karşı iyi bir mücadele verdik. Çok güzel bir galibiyet oldu" dedi.
blog
iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
"BEN SADECE GOLÜMÜ ATTIM"
Karşılaşmada takım olarak iyi mücadele ettiklerini ifade eden Selçuk, şunları kaydetti: "Topu müsait bulduğumda tüm gücümle vurdum, şansımın da yardımıyla gol oldu. O sırada önümde de biri vardı, sadece topun filelere gittiğini gördüm. Golü ben attığım için ayrı bir mutluluk duyuyorum. Ancak takım olarak çok iyi mücadele ettik, ben sadece golü attım. Böyle bir galibiyete ihtiyacımız vardı, bütün taraftarlarımıza armağan olsun. Bursaspor’un puan kaybettiği haftada bu avantaj oldu. Kritik bir haftaydı. Kaybetseydik bizim için çok zor olacaktı. Büyük bir avantajı elimize aldık. Kalan maçları alırsak, şampiyon olacağımıza inanıyoruz. Bunun için şansımız var, inşallah sezon sonunda hedefimize ulaşırız."

6.03.2010

Taciz şikayetinde bulundu

polise başvurarak yolda kendisine motosikleti ile tacizde bulunan kimliği belirsiz bir kişiden şikayetçi oldu. Polis yaptığı çalışmada pizzacıda çalıştığı belirlenen motosikletli E.Ö.'yü (19) yakaladı. E.Ö., "Trafikte aracını aniden önüme kırdı. Dikiz aynasına çarptım. Bunun üzerine tartıştık. Asıl o beni taciz etti" dedi.

Asayiş Şube Müdürlüğüne gelen Hande Subaşı, kendisinin taciz edilip tehdit edildiğini belirterek şikayetçi oldu. Polise gece yarı ifade veren Hande Subaşı, "Taksim’den Talimhane yolundan aracımla gidiyordum. Birden önüme çıkan bir motosikletli bana el kol hareketi yaptı. Daha sonra sözle tacizde bulundu. Aracımın dikiz aynasına bilinçli olarak çarptıktan sonra kaçtı” dedi.
Gasp Büro Amirliği tarafından olayla ilgili başlatılan soruşturmada Hande Subaşı’nın verdiği plakadan motosikletin bir pizza dükkanına ait olduğu tespit edildi. Polis olayın meydana geldiği saate motosikleti kullanan E.Ö.’ü gözaltına aldı. Olay sırasında Hande Subaşı ile tartıştığını kabul eden E.Ö., “Pizza siparişi götürürken önüme çıkan bir araca çarpmamaya çalışırken yanında giden Hande Subaşı’nın otomobilinin yan aynasına çarptım. Otomobili kullanan Hande Subaşı bana bağırıp hakaret etmeye başladı. Karşılıklı birbirimize bağırdık. Asıl o beni taciz etti” diye ifade verdi.
Poliste ifadesi alınan E.Ö. savcılık talimatıyla serbest bırakıldı.

5.03.2010

Petek beni evden attı

Televizyoncu Can Tanrıyar ile şarkıcı Petek Dinçöz boşanıyor. 8 yıl aşk yaşadıktan sonra 2 yıl önce Beyaz’ın Kanal D’deki şovunda evlenen çiftin boşanma nedeni; Can Tanrıyar’ın gece hayatı. Can Tanrıyar “Petek ile en son 2 gün önce konuşabildim. Bana ‘Senin yüzünden hasta oldum, ölmek üzereyim. Hayatımı mahvettin’ deyip kapattı.

Sezen Aksu ve Hakan Ural’ın eşi Ezgi bizi barıştırmak için devrede. Petek’i seviyor ve kaybetmek istemiyorum. Ama beni evden attı, görüşmek istemiyor” dedi.

NAFAKA DEĞİL KÖPEKLERİ İSTEDİ
Petek Dinçöz boşanma sözleşmesinde nafaka istemediğini, Can Tanrıyar ile birlikte aldıkları köpekleri Bıcır, Çıtır, Lucy ve Loly’nin kendisinde kalacağını belirtti. Sözleşmeye “Can Tanrıyar köpekleri hafta sonu görebilir” maddesini de koydurttu. Can Tanrıyar “Bu maddeyi görünce gözlerime inanamadım. Millet yüksek nafaka davalarıyla uğraşır, Petek köpeklerin peşine düştü” dedi.

4.03.2010

Çırıl çıplak kamera karşısına geçti

Hathaway'in başrolünü oynadığı Love and Other Drugs filmindeki üstsüz sahneleri filmden daha çok konuşulmaya bailadı. Film vizyona girmeden üstsüz görüntüler internet sitelerinde yayınlanmaya başladı.

3.03.2010

Şahan canlı yayında burnuyla fülüt çaldı


ENSONHABER.com/ÖZELKanaltürk'te Yüksel Aytuğ'un sunduğu Medyatik programına konuk olan Şahan Gökbakar'a programın sonunda bir sürprizbekliyordu.
BİZ SIRADAN BURUNLA ÇALALIM EN SONUNDA BİROL ABİ NORMALDEN...
Yüksel Aytuğ'un merakı üzerine getirdiği fülütü, Şahan'dan burnuyla çalmasını isteyince olanlar oldu. Öncelikle şakaya vuran Şahan, Yüksel Aytuğ'un sözünün üstüne ''O zaman biz sıradan burundan çalalım en sonunda Birol Abi normalden...(Kahkahalar ve Birol Güven'in suratı düşer)'' dedi ve aldı eline fülütü çalmaya başladı.Hızını alamamış olacak ki bitirince de ''Ama şimdi sen de normal çal... (Birol Güven'i işaret ederek)'' diye israr etmeye başladı. Ancak araya Yüksel Aytuğ'un girmesiyle konunun şaka olarak kalmasına yardımcı oldu.

1.03.2010

4.cü olduk.

revizyon ile organize matbaacılık brnckvvtmllttrhaberi

Erdoğan hem hakim hem sanık Hemde revizyona başarılar diledi!

Baykal, Türkiye'nin bugün anayasa değişikliği konusunu konuşmanın şartlarına sahip olmadığını savunarak, "Birbirine düşmüş bir Parlamentonun yapacağı iş anayasa değişikliği değildir" dedi.

Baykal, partisinin Ankara İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, TEKEL işçilerinin eylemine değinerek, olayın çarpık bir özelleştirme uygulamasının getirdiği sonuç olduğunu söyledi.

Türkiye'nin yüz akı, kar eden bir kuruluş olan TEKEL'in elindeki tesislerin yok pahasına satıldığını öne süren Baykal, ''Yabancı sigara tekellerinin, monopollerinin talepleri doğrultusunda kendi TEKEL'inizi boğacak, yabancı tekellerin önünü açacaksınız ve bunu yaparken de oralarda çalışan insanları adam yerine bile koymayacaksınız, onların işini elinden alacaksınız. Kendi hatandan dolayı onun başarılı çalıştığı, karlı bir kuruluşu kapatacaksın, kapatırken orada yaşayan insanlara karşı en küçük bir sorumluluk duymayacaksın, Türkiye de sana hak verecek, olur mu öyle bir şey?'' diye konuştu.

Baykal, TEKEL işçilerinin, ''bu kadar haksızlık karşısında, büyük bir olgunlukla, zarafetle, vicdanlara hitap ederek, vitrinleri kırmadan, kimseye zarar vermeden, kendilerine yapılan haksızlığı milletin anlaması için, fedakarlıklarla acıları taşıyarak, kışın ortasında havuzlara atılmayı içlerine sindirerek, gaz, cop yiyerek, ama hiçbir zaman Ankaralılarla ilişkisini bozmadan bugünlere kadar direnişini getirdiğini'' ifade etti.

TEKEL İŞÇİLERİNİN HAKLI DAVALARI
İşçilerin en büyük destekçisinin de çevredeki esnaf olduğunu belirten Baykal, böyle sürdürülen bir eylemin tüm Türkiye'de heyecan yarattığını belirterek, ''Şimdi günün birinde TEKEL işçisi alçak gönüllü şekilde haklı davalarını ortaya koyuyor. Bütün Türkiye sahip çıktı. Bugün ayın son günü. 'Ayın sonuna kadar izin verdik, yakacağız, yıkacağız, dağıtacağız'... Dağıtacaksın da ne olacak?'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''TEKEL işçileri yan gelip yatıyor, onlara yetim hakkı yedirmem'' dediğini ileri süren Baykal, ''Tekel işçisi yan gelip yatmak istemiyor. İş istiyor, çalışmak istiyor. Hele TEKEL işçilerinin yetim hakkı yedikleri ifadesi, kimsenin ağzına yakışmaz da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ağzına hiç yakışmıyor. Hangi yetimin hakkını ne yaparak yemişler, nerede yemişler yetimin hakkını? Yani bir insan bu kadar içinde bulunduğu durumun herkesin aklına gelebileceğini unutarak, kendisiyle ilgili hiçbir konu yokmuş gibi ortaya çıkar'' diye konuştu.

SİYASETÇİLERİN YARGILANMASI
Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, ''Nasıl bir yargı mensubunun yargılanması Başkanlar Kuruluna bağlı ise bırakınız siyasetçinin yargılanmasına da Parlamento müsaade etsin'' dediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Parlamentodaki bir siyasetçinin yargılanması ihtiyacı ortaya çıktığında ki bugün Meclis'teki 550 milletvekilimizin 608 kez yargılanmasına ihtiyaç çıkmıştır. Yani 608 fezleke, dosya hazır bekliyor. Bu yargılamanın yapılıp yapılmayacağına Meclis karar veriyor. TBMM o kararı almadığı için 608 dosya yargılanamıyor zaten. Başbakanın bundan haberi yok mu? Parlamento hiç karar almadığı için özellikle kendi iktidar döneminde, Başbakan galiba zannediyor ki Parlamento'ya böyle bir yetki verilmedi. Halbuki Parlamento'nun böyle bir yetkisi var. Parlamento istese o 608 dosyanın, 608'ini de yargılamanın önünü açabilir. Niye açılmıyor, çünkü parlamento kapatıyor, kapattı. Onun için evrakta sahtekarlık, kalpazanlık, ihaleye fesat karıştırma soruşturulamayor. Parlamento o yetkiye zaten sahip. Başbakan o yetkiyi talep ediyor. Yani bu kadar bu işlerle ciddi iddia ortaya koyup da işin temeline yönelik ilgisizlik ve bilgisizlik bu düzeyde ortaya çıkabilir.''

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, ''Bir siyasi partinin kapatılıp kapatılmamasına TBMM'nin karar vermesi'' yönündeki sözlerini anımsatarak, şunları kaydetti:

''Yani 'bir partiyle ilgili davaya izin verip vermeme yetkisi Meclis'in elinde olsun' diyor Başbakan, diyor ki, 'siz ciğeri kediye emanet edin, Parlamento'da bize bırakın biz gereğini yapalım'. Peki, onlar suçlu ise parlamentodakilerin yargılanması söz konusu ise hem sanık olacaksınız, hem de hakim olacaksınız. Bu, Başbakanın son günlerde özellikle nasıl bir zihni dağınıklık içine girebileceğini gösteren bir örnek. Başbakanın şu sırada derdi, Anayasa'yı değiştirmektir. Şu anda Başbakan, Türkiye'nin en önemli konusu olarak Anayasa değişikliğini tespit etmiştir, şu andaki derdi o.

Bir süre önce Kürt açılımı diyordu, Türkiye'yi ayağa kaldırdı. Günlerce, haftalarca, aylarca Türkiye Kürt açılımı tartışmasıyla meşgul edildi. Nereye geldiğini gördük, Kürt açılımı diye başladılar iş Yeşilçam açılışıyla noktalandı. Şimdi Ermeni açılımı dediler, tam bir fiyaskoya dönüştü. O açılımın içinde yer alan, yer aldığına, imza atan imza attığına pişman... Şimdi Başbakanın yeni açılımı Anayasa değişikliği açılımıdır.''

''TEMEL YANLIŞ''
Baykal, bugün gelinen noktada bu Parlamento ile bugünkü siyasi koşullarda herhangi bir Anayasa değişikliğinin veya yeniden Anayasa yapmanın söz konusu olmasının temel bir yanlış olduğunu savundu.

''8 yıldır iktidardalar, 8 yıldır yıpranıldı. Şimdi oylar yüzde 30'un altına düştü, kamuoyu araştırmaları açıkça gösteriyor. Yıpranmış bir parlamento, süresini, iddiasını tüketmiş, inişe geçmiş, köklü bir biçimde değişmesi kaçınılmaz bir parlamento, siyasi dayanakları ortadan kalkmış bir parlamento, Anayasa değişikliğini gündemine alacak. Bunun bir anlamı yok. Türkiye Anayasa değişikliğini gündemine alacaktır, yeni taze bir iktidar, arkasında milli iradenin saygın bir ağırlığı ve yıpranmamış bir parlamento dönemi içinde hep birlikte gerçekleştireceğiz. Temelini kaybetmiş bir parlamento çoğunluğu, 'fırsat benim elimde' deyip Anayasayı değiştiriverecek. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu olamaz.

Türkiye bugün Anayasa değişikliği konusunu konuşmanın şartlarına sahip değildir. Giderayak bir Parlamentonun, gitmesi gereken, birbirine düşmüş bir Parlamentonun yapacağı iş Anayasa değişikliği değildir.''

Parlamento'daki iki partinin Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edildiğini belirten Baykal, ''Yani hukukun mahkum ettiği iki siyasi partinin yer aldığı bir Parlamento hukuku tanzim edecek. Bunu teklif ediyor Başbakan'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın, ''Meclis'te Anayasa değişikliği gereken oyu alamazsa referanduma gidileceğini ve halkın oyuyla Anayasa'nın değiştirileceğini'' söylediğini ifade eden Baykal, sözlerine şöyle devam etti:

KAL GİT REFERANDUMU
''Bu Başbakanın düşüncesidir. Milletin önüne referandum gelebilir. Siz milletin önüne istediğiniz soruyu sorarak sandık koyabilirsiniz, ama o sandıktan millet istediği cevabı vererek çıkar. Siz millete istediğiniz soruyu sormakta serbestsiniz. Ama millet de istediği cevabı verir. Bu konu milletin önüne geldiği zaman biliniz Türkiye çok büyük bir şansı elde etmiş olacaktır ve o zaman hepimizin görevi Anadolu'yu karış karış tarayarak millete işin asıl yüzünü anlatmak, hepimizin işi olacaktır. Bu referandum Anayasa referandumu olmaktan çıkacaktır, bu iktidar hakkında 'kal', 'git' referandumu haline gelecektir ve inşallah o kaçtığı seçimi, bir referandum yapacak olur ise, hep beraber yakalayacağız ve referandumu o korktuğu seçim haline dönüştüreceğiz. Millete tuzak kuruyor, ama millet o tuzağı bozup o tuzağı kuranları onun içine hapsetmesini bilecektir.''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Türkiye'de hukuka ve adalete olan güven hızla sarsılıyor. Bunu çok büyük bir üzüntü içinde söylüyorum, ama benim görevim gerçekleri söylemektir. Birbirimize nezaket sergilemenin ötesinde muhalefet partisinin görevi var'' dedi.

Baykal, partisinin Ankara İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, milletin meselesinin, ''AK Parti'nin keyfine göre mahkemeleri ayarlamasına fırsat verecek şekilde anayasa değişikliği yapmak olmadığını'' belirtti.

Milletin meselesinin işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk ve ekonomik sıkıntılar olduğunu ifade eden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu referandumla Hükümet şu iki noktada kendine göre mahkeme kurmak isteyecektir. Mahkemelerden şikayetçidir, yargıdan şikayetçidir, adaletten, hukuktan şikayetçidir. Bunu değiştirmek istemektedir. Bunu değiştirmek için kendine göre mahkeme kurmak üzere, kendine göre adalet yaptırtmak üzere yetki isteyecektir, orada sıkışmıştır.

Hukuk karşısında aciz düşmüştür. Hukuku büyük ölçüde tahrip etmiştir, ama yine de hukuk onun karşısında engel olmaya devam etmektedir. Şimdi hukuku tamamen teslim alma anlayışı içinde bir anayasa değişikliği talep etmektedir. Bir mahkemeyi kendine göre şekillendirmek için, iki askeri dövmek için anayasa değişikliği istemektedir. İkinci hesabı da budur.''

Türkiye'de bir süredir hukukta, adalette yaşananların herkesi derinden ''rencide'' ettiğini vurgulayan Baykal, ''Türkiye'de hukuka ve adalete olan güven hızla sarsılıyor. Bunu çok büyük bir üzüntü içinde söylüyorum ama benim görevim gerçekleri söylemektir. Birbirimize nezaket sergilemenin ötesinde muhalefet partisinin görevi var. Nezaket perdesi altında kamufle edilmek istenen gerçekleri ortaya koymak, eğer herkes susuyorsa, susmamak CHP ve Deniz Baykal'ın görevidir. O görevi yapıyorum'' diye konuştu.

ERZİNCAN CUMHURİYET BAŞSAVCISI...
Deniz Baykal, Erzincan'daki Cumhuriyet Savcısı'nın Cumhuriyet kanunlarını uygulamak üzere bir soruşturma başlattığını dile getirerek, şunları kaydetti:

''Derhal Ankara'dan Başbakan Yardımcısı telefon açtı, 'vazgeç bu işten bırak o soruşturmayı' dedi. O ısrar edince her türlü baskı yapıldı, elinden dosya alındı Erzurum'a gönderildi. Kendisi hakkında uydurma suçlarla yeni davalar açıldı. Arkadaşlar uydurma suçlar derken bunun ne anlama geldiğini bilerek söylüyorum. Elbette uydurma suçlar ama ne kadar acı, suç uydurmak bizim hukukumuza, bizim savcılarımıza yakışır mı? Arkadaşlar.

Sizlere soruyorum, eğer o Erzincan'daki Cumhuriyet Savcısı Cumhuriyet kanunlarını uygulayacağım diye o soruşturmayı açmamış olsaydı, şimdi gözaltında olur muydu? Şimdi tutuklanmış olur muydu? Şimdi Ergenekon'cusun diye hakkında o takibat yapılır mıydı? Yapılmazdı dimi... Ne oluyor bu bir hukuk krizidir, çok acı bir manzara bunu yaşıyoruz. Cesaret ve sorumlulukla Cumhuriyet kanunlarını uygulamak üzere harekete geçmiş, peşine takmışlar suçlamaları, 'yok lojmanların olduğu yere kameriye yaptın, imar kanununu ihmal ettin.' Yok bilmem ne uydur, kaydır suçlar ve şimdi adam Ergenekon sanığı olarak gözaltında. Böyle hukuk olur mu? Böyle dava olur mu? Mehmet Haberal'ın aylardır orada tutuklu kalmasının altında hangi hukuk anlayışı yatıyor?''

''İKTİDAR MANEVİ İFLASIN İÇİNDEDİR''
Baykal, Türkiye'nin güç günler yaşadığını ifade ederek, ''Hukukun bu kadar ters düz edildiği, bu kadar aleni, açık haksızlıkların vurdumduymazlıkla uygulanabildiği ve kimsenin sesinin çıkmadığı ortamlar kolay kolay yaşanmaz'' diye konuştu.

Türkiye'nin ekonomik bakımdan büyük sıkıntıların içine sürüklendiğini savunan Baykal, şu görüşleri dile getirdi:

''İş başında bulunan iktidar bir büyük manevi iflasın içindedir. Bu iflasın bir yönü de ahlaki ve manevi iflastır. Bugün AKP iş başına gelirken bir yeni değerler sistemini, bir yeni ahlakı, bir gerçek adalet düşüncesini, bir manevi yeni dünya görüşünü temsil ettiği iddiasıyla iş başına gelmiştir. Maneviyat, ahlak, dürüstlük, İslami değerler, hak, hukuk, haram yememek, helali haramı bileceksin, diyordu, yetim hakkı diyordu öyle değil mi? Şimdi geldiğimiz noktada bunlardan ne kaldı? Allah aşkına ne kaldı? Bunların hepsi geride kaldı.''

İktidarın bir yıl sonra, önümüzdeki seçim döneminde bir muhasebeye gideceğini belirten Baykal, ''Bugün geldiğimiz noktada hepimiz çok iyi görüyoruz ki bu iktidar gidicidir, bu iktidar mutlaka değişecektir. Bütün işaretler, belirtiler bunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Abbas yolcudur yolcu....'' dedi.

İktidarın ''yolcu'' olduğunun son zamanlarda birbiri ardına ortaya çıkan bir takım belirtilerden de açık bir şekilde görüldüğünü savunan Baykal, şöyle devam etti:

''Ancak yolcu olan iktidarların sergileyebileceği tutumlar son zamanlarda oldukça sık bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır. AKP'liler geçenlerde çıktılar dediler ki 'Şimdi biz iktidardayız sıra bizde, biz fişleyeceğiz milleti.' Bu bir umutsuzluk ifadesidir. Bu geleceğe yönelik bir çaresizliğin, dermansızlığın yansıması sözlerdir. Yani hem fişlediğini itiraf ediyor, hem de fişleme noktasına geldiğini artık gizleyemez hale geliyor ve onu ifade ediyor.

Bir başkası çıktı dedi ki hatırlayacaksınız 'Bize karşı çıkanlar kanı bozuk olanlardır''. Değerli arkadaşlar, 'kanı bozuk olanlar bize karşı çıkıyor' dedi. Bu da yine aynı çaresizliğin, aynı umarsızlığın ifadesi bir değerlendirmedir. Bütün bunların gösterdiği bir şey var, artık umutlarını kaybetmişlerdir. Bunlar çöküş belirtileridir. Dağıtan bir iktidarın önlemez, kontrol edilemez ifadeleridir. Zaten bir süreden beri bunun işaretlerine tanık oluyoruz. Şimdi bu çöküş belirtileri de gösteriyor ki, Abbas yolcudur yolcu.''

''BU DÖNEM BİTTİKTEN SONRA KAFALARDA NE KALACAK?''
''Bu dönem inşallah bitecek, bittikten sonra bu dönemden kafalarda ne kalacak diye bazen düşünüyorum'' diyen Baykal, ''Önce, bir defa Deniz Feneri olayı kalacak. Yani bu iktidar döneminden, yarın akıllara, vicdanlara, hafızalara kalacak nedir? dediğimiz zaman bir Deniz Feneri olayı kalacak'' şeklinde konuştu.

Deniz Feneri olayının iktidarla gelip gidecek bir olay olmadığını ifade eden Baykal, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu net bir şekilde ortaya çıkacak. Deniz Feneri olayının boyutlarını hep biliyoruz, ama bir kez daha hatırlatalım. Bir yılı geçti hala iddianame hazırlanmadı. Olayın ortaya çıkışından değil, geciktirilerek dosyanın Ankara'ya gelişinden itibaren bir yıl geçti. Tutuklananlar tahliye olacak çıkacaklar hala biz dava açmadık. Bunun arkasında ne olduğunu biliyoruz. İktidarla ilişkilerini biliyoruz, yakınlıklarını biliyoruz, hısım akrabalıklarını biliyoruz, ne oldu adalet kardeşim.

Sen hısım akrabam diye Deniz Feneri'nin yolsuzluğuna bulaşmış olanları yıllarca koruyacaksın, bu memleketin namuslu dürüst evlatlarını uydurma suçlarla cezaevlerinde çürüteceksin. Deniz Feneri kalacak, bir de Habur kalacak. Habur da unutulmaz. Habur'un tabii çok değişik anlamları var. Habur'da hukuk perişan edildi. Özür diliyorum hukukun ırzına geçildi Habur'da. Ceza kanunu ortada hakimler, PKK'lıların ayağına taşındı.

Başbakan diyor ki 'Silivri'de de mahkeme kuruldu'. Silivri'de sanıkların ayağına mahkeme götürülmedi. Bir mahkeme kuruldu. O mahkemeye sanıklar da getirildi, hakimler orada yaşıyor, mahkeme orada. Yetkili organların kararıyla kuruldu o mahkeme, bir benzerliği var mı? Şimdi Habur'da mahkeme var mı arkadaşlar. Ne oldu Habur'daki mahkeme yani bir olaylık mahkeme, seyyar mahkeme taşınan mahkeme. Hukukta var mı böyle bir şey? Hukuka mahkeme taşımak diye bir olay var mı? Sanığın ayağına mahkeme taşımak diye bir olay var mı? 'Oldu oldu...' Peki taşındı da ne oldu, hukuk mu uygulandı? O hakimler gitti de o hakimler hukukun gereğini mi yaptılar.''

''BU DÖNEMİ İYİ TAŞIYALIM''
''Gazetecilere, parayı kim veriyorsa düdüğü o çalsın. Parayı sen veriyorsun hesabı sana sorarım yazdırma kardeşim anlayışı. Demokrasi anlayışı, fikir özgürlüğü anlayışı, yeri göğü inletiyorlar demokrasi anlayışı diye... Bunun demokrasiyle bir ilgisi var mı, fikir özgürlüğüyle bir ilgisi var mı? Basın özgürlüğüyle bir ilgisi var mı?'' diye konuşan Baykal, sözlerine şöyle devam etti:

''Sen tuttun devletin 750 milyon dolar bankadan parasını alıp kendi damadının başında bulunduğu şirkete verdin ve Türkiye'nin ikinci medya grubunu onlara satın aldırttın o yetmedi. Türkiye'nin en büyük medya grubuna 4 milyar dolar ceza yazdırdın, korkuttun, ürküttün, yıldırttın yetmedi. Bütün bunları hesabını inşallah hep beraber günü geldiği zaman göreceğiz. Çok açık bir şekilde görüyorum. Bu dönemi iyi taşıyalım. Sarsmak, bozmak için oyun içinde her türlü oyun tezgahlanıyor. Daha da tezgahlanacaktır. Yani kavgalar çıkarılacaktır, çatışmalar tahrik edilecektir. Gündem değiştirilmek istenecektir, milletin vicdanı bozulmak istenecektir. Bütün bunlara karşı bütün gücümüzle gerekli mücadeleyi vermeliyiz. Türkiye'de bu mücadelenin öncüsü olarak görevimizin farkındayız. Bu görevimizi bugüne kadar en iyi şekilde getirdik bundan sonra da en iyi şekilde götüreceğiz.''

''KAÇMALARINA İZİN VERMEYİN''
Deniz Baykal, ''yaşanan olayların, gerginlik, çatışma ve sürtüşmelerin kendisine lokantada yediği yemeğin parasını ödemeden kaçmaya çalışanların halini'' hatırlattığını belirterek, şunları kaydetti:

''Lokantada bir masa ayırtılır, insanlar çağrılır, yerler içerler her şeyi ısmarlarlar gece geçer. Hesabı ödeme zamanı gelince bir huzursuzluk masaya egemen olur, bazıları 'ben bir el yıkayayım da geleyim' diye gider, gidiş o gidiş bir daha gelmez. Bazıları da başka sıkıntılar içine girerler. Masadan kalkamayacak olanlar da 'bu ağır hesap, bunu ödeyemeyeceğiz. Bir hır çıkarsak, kavga çıkarsak da o kavgadan sonra çekip gitsek' hesabına girerler. Bir gerginlik, tartışma. Şimdi o noktadayız. Bir hır çıkarmak istiyorlar, bir kavga yaratacaklar. Kavgadan sonra camı çerçeveyi indirecekler, tabakları, masayı birbirine katacaklar o arada kaybolup gidecekler. Ve hatta belki de baskın çıkacaklar 'bizi dövdüler bunlar, hakkımızı vermediler' diye suçlama yapmaya kalkacaklardır. Aman dikkatli olun. Bu ortamda böyle bir manzaraya sakın fırsat vermeyin, sükunetle durun. Bırakın onlar kendi aralarında çekişsinler, iftira da yapılsa, yanlış söz de söylense aldırmayın. Ağır başlı durun sükunetinizi koruyun. Sakın o masadaki kavgaya karışmayın. Masadakiler birbirleriyle didişsinler dursunlar. Siz de orada hesap pusulasını elinize alın sırtınızı da kapıya dayayın ve hesap üzerinde gerekli çalışmanızı sükunetle yapın. Bilin ki o hesabı tahsil edeceksiniz. O hesap onların yanına kalmayacak. Onlar kavgalarını yapsalar da siz kavgaya karışmayın, ama kapıyı da tutun. Kaçmalarına izin vermeyin. Bunun hesabı mutlaka sorulacaktır. CHP olarak kimsenin yanına bu hesabı bırakmayın. Bu hesabı Türkiye'nin geleceğini tehlikeli olaylardan koruyabilmek için sormalıyız.''


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Türkiye'yi bekleyen önümüzdeki seçimler, Türkiye'nin kaderinin, toplumumuzun bu gidişe son verip veremeyeceğinin ortaya çıkacağı, tarihi önemde bir seçim olacaktır'' dedi.

Baykal, partisinin Anadolu Gösteri Merkezi'nde düzenlenen Ankara Olağan İl Kongresi'ne partililerin ''umudum sende'' sloganları atmaları üzerine, ''Siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum, hepimizin umudu milletimizdedir. Biz CHP olarak milletimizin umudunu temsil ediyoruz'' diye konuştu.

Gücün, yetkinin ve söz hakkının millette olduğunu belirten Baykal, ''İnanıyorum ki, önümüzdeki seçimde milletimiz bunu, Türkiye'de yeni bir seçim için kullanacaktır'' dedi.

Baykal, Başkent'te yapılan il kongresinin sıradan bir kongre olmadığını, CHP'nin ve Türkiye'nin tarihi bir değişimin eşiğinde bulunduğunu ifade ederek, bir dönemin öncesinde Ankara'da CHP'liler olarak bir araya geldiklerini, partilerine ve Türkiye'ye yeni bir rota çizeceklerini, yeni bir ufuk açacaklarını söyledi.

Baykal, ''Bu kongre, Türkiye'de seçimi yapacak olan Ankara il yönetimini belirleyecek olan kongredir. CHP'yi, seçime taşıyacak olan partidir. Umut ediyorum, Türkiye'yi de yeni bir iktidara taşıyacak olan kongredir'' diye konuştu.

Tüm partililerin bu sorumluluk duygusu, bu bilinç ve bu görev anlayışı içinde olduğunu anlatan Baykal, kongreden çıkacak olan kadroların Türkiye'nin her yerinde Türkiye'yi yeni bir seçime taşıyacağını bildirdi.

Baykal, önümüzdeki genel seçimlerin Türkiye açısından da sıradan olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Türkiye'de çok seçim yapıldı, hepsinin önemi vardır. Ancak Türkiye'yi bekleyen önümüzdeki seçimler, Türkiye'nin tarihi, Türkiye'nin geleceği açısından geçmiş seçimlerin belki de tümünden daha önemli sonuç doğuracaktır. Türkiye'nin kaderini, demokrasisini bilinen anlamda, çağdaş dünyanın paylaştığı anlamda bir demokrasinin Türkiye'de işleyip işlemeyeceğini, Türkiye'nin Cumhuriyet çizgisinin devam edip etmeyeceğini, Türkiye'nin dünyadaki yerinin ne olacağını, anayasamızın temel organlarının, başta yargı organları olmak üzere, anayasal düzenimizi oluşturan kurumların konumunun anlamının ne olacağının karara bağlanacağı, Türkiye'de yıllardan beri izlenmiş olan yanlış ekonomik politikalar sonucunda borca batmış Türkiye ekonomisinin, işsizliğin belini kırdığı toplumumuzun bu gidişe son verip veremeyeceğinin ortaya çıkacağı tarihi önemde bir seçim olacaktır.''

''TÜRKİYE, BU DÖNEMİ DEĞERLENDİREMEMİŞTİR''
İktidarın 8 yıldır Türkiye'yi yönettiğini ve ''dünyanın en uygun şartlarının yaşanmakta olduğu bir dönemde iş başına geçtiğini'' ancak bunu doğru değerlendiremediğini savunan Baykal, ''Maalesef Türkiye, bu dönemi değerlendirememiştir. Bu dönemin şartları içinde başlangıçta bir kalkınma ortaya çıkmıştır. 2001 yılında yaşanan kriz sonrasında iş başına gelen iktidarın, aldığı tedbirlerin olumlu sonuçlarının meyvelerini bu hükümet değerlendirmiştir. Hiçbir yeni program koymamıştır, hiçbir yeni ekonomik anlayış ortaya koymamıştır. Daha önceki 2001 yılındaki iktidarın hakkını teslim etmeliyiz. Ecevit Hükümeti'nin teslim ettiği programı, aynen uygulamanın ötesinde hiç bir şey yapmamıştır'' diye konuştu.

Baykal, Bülent Ecevit iktidarının o programın bedelini ödediğini belirterek, ''Siyasi bir fatura oluşmuştur ve o fatura, ödenmiştir, ama bu hükümet, o şartlar içinde dünya şartlarını değerlendirerek bir kalkınma gerçekleştirmiş gibi bir görüntüyü vermeyi başarmıştır. 2007 seçimlerine getiren süreç de bu rüzgarın sonucu ile elde edilmiştir'' dedi.

Türkiye'de ekilen arazi miktarının da AK Parti döneminde azaltıldığını ileri süren Baykal, ''Tarım, işsizliği emen bir sünger gibidir. Eğer, siz tarımı çökertir, sahip çıkmazsanız, tarım işsiz üretir'' dedi. Baykal, AK Parti iktidarı döneminde 2.5 milyon insanın tarımdan dışarıya çıkmak zorunda bırakıldığını söyledi.

Özellikle Güneydoğu'da fabrikaların zarar ettiği gerekçesiyle kapatılmasını iddia eden Baykal, bunun işsizliği ve ardından sosyal sorunları körüklediğini ileri sürdü.

CHP lideri Baykal, AK Parti hükümetinin özelleştirme yoluyla elde ettiği kaynağı da doğru değerlendirmediğini öne sürerek, başta Telekom'un özelleştirilmesi olmak üzere pek çok uygulamada karanlık noktalar bulunduğunu savundu. Telekom'un satışını ''karışık bir satış'' olarak nitelendiren ve aydınlatılması gerektiğini ileri süren Baykal, ''İnşallah CHP'nin iktidarında Telekom'un satışının iç yüzü ortaya konulacaktır'' dedi.

Baykal'ın, konuşmasının ardından mevcut il başkanı Ali Yıldızlı'nın tek aday olduğu seçimlere geçildi.

Bu bir AKP-BDP oyunudur

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, BDP'li Sırrı Sakık'ın iddialarıyla ilgili olarak ''Bunlar, CHP'yi yıpratmak için yandaş medyanın, AKP-BDP işbirliğiyle parlamentoda tezgahladıkları bir oyundur'' dedi.

Kılıçdaroğlu, Konya'nın Ereğli ilçesinde partisinin İlçe Başkanlığını ziyaret etti. Yaptığı konuşmada, yoksul aileler için panzehir olan aile sigortasını Türkiye'ye getireceklerini belirten Kılıçdaroğlu, ''Biz, yoksullara kömür, ekmek, makarna dağıtmayacağız. Biz ailede her kadının hesabına para yatıracağız. Kadın, bu parayla ister kömür alsın, ister ekmek alsın'' dedi.

CHP olarak getirecekleri aile sigortasıyla ''yoksulluğun teşhirini ortadan kaldıracaklarını'' kaydeden Kılıçdaroğlu, yoksulluğu ortadan kaldırmanın partilerinin boynunun borcu olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin, ''BDP'li Sırrı Sakık 1999 yılında CHP'nin kendilerinden 20 militan istediği iddiasında bulundu'' sözleri üzerine şu yanıtı verdi:

UZUN UZUN BİRŞEY SÖYLEDİ
''Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Gündeme bomba gibi düşen bir şey yok. Bunlar, CHP'yi yıpratmak için yandaş medyanın, AKP-BDP işbirliğiyle parlamentoda tezgahladıkları bir oyundur. Orada da divanda görevli bir milletvekili, Başbakan'ın kulağına eğilip uzun uzun bir şeyler söyledi. Sırrı Sakık, konuşmak için söz istedi.

Başkan söz vermedi. Sonra Parlamentoda oturuma ara verildi. Daha sonra parlamentoda oturum tekrar açıldığında Sırrı Sakık'a söz verildi. Niçin? Oysa içtüzüğe göre söz verilmemesi gerekiyordu. Orada o tezgah kuruldu. Sanıyorlar ki bizim bu tezgahtan haberimiz yok. Bu konuyla ilgili olarak da BDP'nin o zamanki yetkililerinin yaptığı açıklama var. O zamanın yetkilileri diyor ki, 'her partiden teklif geldi, CHP'den de teklif gelmedi' diyorlar.

KÜRSÜYE ÇIKIP BUNLARI SÖYLEDİ
Bizim CHP olarak ulusal bağımsızlık ve terörle mücadele konusunda tutumumuz bellidir. CHP'nin genlerinde Kuvayımilliye dokuları vardır. Ayrıştırmayı sevmeyiz. 'Birisi kürsüye çıkıp bunları söyledi' diye bunları kabul edemeyiz. Onu yalanlayan birinci ağız Ahmet Türk'tür. Eşref Erdem de aynı konuda açıklama yaptı. Şimdi bize, 'bütün bunlara inanmayın, Sırrı Sakık'a inanın' diyorlar.''

''Başbakan, köşe yazarlarını gazete patronlarının uşağı gibi görüyor'' diyen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Nasıl ki kendisi milletvekillerine kurşun asker gibi, 'oturun' deyince oturuyorlar, 'kalkın' deyince kalkıyorlar, gazete patronlarını da öyle zannediyor. Oysa köşe yazarları düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir. Bu Anayasa'da da bir kuraldır, ama bu kuraldan da büyük ölçüde sapılmıştır. Başbakan'ın önce bunu bilmesi lazım, demokrasiyi, eleştiriye tahammülü öğrenmesi lazım Başbakan'ın.''

28 Şubat değil bin yıl 10 yıl sürmedi

Başbakan Yardımcısı Arınç: O zaman yetkili olduğunu söylediğiniz kişi ‘bin yıl sürecek’ demişti. Görüyorsunuz, 10 yıl bile sürmedi

10YIL BİLE SÜRMEDİ
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın basınla ilgili sözlerini değerlendirerek, “Çok kritik olan ekonomik dengelerin, bu tür felaket tellallığı sayılabilecek yazılar, çiziler, yorumlar sebebiyle ekonominin zarar görmesi ihtimali Başbakan’ı da beni de üzüyor ve endişeye sevk ediyor. Yani bu basın özgürlüğüne bir darbe veya ona karşı bir müdahale olarak yorumlanmamalı” dedi. Arınç, soru üzerine de “28 Şubat değil bin yıl, 10 yıl bile sürmedi” diye konuştu.

Suriye’ye hareketinden önce Atatürk Havalimanı’nda soruları yanıtlayan Arınç, bir gazetecinin “Başbakan’ın Ak Parti il başkanları toplantısında medya patronları ve köşe yazarlarına ilişkin sözleri basın meslek örgütleri tarafından ‘basın özgürlüğüne aykırı ve sansür’ niteliğinde bulunarak eleştirildi. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?” sorusu üzerine, Erdoğan ile kendisinin de görüştüğünü ifade ederek, şunları söyledi:

FELAKET TELLALLARI EKONOMİYİ ETKİLİYOR
“ Bir kısım gazetelerimiz, bir kısım köşe yazarlarımız gerginlik üzerine yazınca ekonomi bundan olumsuz etkileniyor. Borsadaki inişler yüzde 6.5 seviyesine vardı. Dolarda yükseliş var. Çok kritik olan ekonomik dengelerin, bu tür felaket tellallığı sayılabilecek yazılar, çiziler, yorumlar sebebiyle ekonominin zarar görmesi ihtimali Başbakan’ı da beni de üzüyor ve endişeye sevk ediyor. Yani bu basın özgürlüğüne bir darbe veya ona karşı bir müdahale olarak yorumlanmamalı.”
Arınç, bir gazetecinin “Yarın 28 Şubat’ın yıldönümü. Dönemin Genelkurmay Başkanı ‘28 Şubat süreci ne kadar sürecek’ sorusuna ‘28 Şubat bin yıl sürecek’ cevabını vermişti. O bin yıl bitti mi?” sorusu üzerine, “28 Şubat’ın üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçti. O zaman yetkili olduğunu söylediğiniz kişi ‘Bin yıl sürecek’ demişti, görüyorsunuz, 10 yıl bile sürmedi” diye konuştu.

ÇİÇEK: 28 ŞUBAT BİTTİ
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de 28 Şubat sürecinin bittiğini belirterek “İyi ki bitti. Artık geriye dönemez Türkiye” dedi. Ak Parti’yle Türkiye’ye istikrar geldiğini belirten Çiçek, “Demokraside epey alanda Türkiye pek çok mesafe kat etmiştir. Türkiye’de halen demokrasi açığı var. Bu Anayasa olduğu sürece Türkiye’nin AB’ ye uyum süreci epey uzaklardadır” diye konuştu

MHP'den değişikliğe şartlı destek

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın anayasa değişkliğine ilişkin sözlerini değerlendirirken, "Biz MHP olarak Başbakan'ın bu işbirliği teklifi içinde olmayacağız." dedi.

UZLAŞMA KOMİSYONU ŞARTI
Şandır, 'Muhtemel bir anayasa değişikliğine destek verir misiniz?' yönündeki bir soru üzerine, ancak Meclis'te kurulacak bir uzlaşma komisyonunun hazırlayacağı metin olması halinde kabul edebileceklerini söyledi.

Formamı çok özlemişim

Sakatlığı nedeniyle uzun süredir forma giyemeyen Barcelona'nın sağ bek oyuncusu Dani Alves, hafta sonu oynadıkları Malaga maçında takımdaki yerini aldı.

Karşılaşmadan sonra Sport gazetesine konuşan Alves, "Sanki formamdan hiç uzak kalmamışım gibi hissettim. Bu kadar süre futbol oynayamamak beni çok üzdü. Hayatta en sevdiğim şey futbol oynamak ve bunu yapamadığım zamanlarda hiçbir şeyden tat alamıyorum" dedi.

Yokluğunda Barcelona'nın ilk mağlubiyetini almasını tesadüf olarak nitelendiren Brezilyalı futbolcu, "Takımdaki form düşüklüğünü benim olmayışıma bağlamak saçma. Sonuçta bu tamamıyla bir tesadüf. Zaten Malaga maçında yaptığım ortalardan hiçbiri golle sonuçlanmadı. Neyse ki galip gelmeyi başardık" şeklinde konuştu.

Cihaner'in evindeki CD'ler korsan

Ergenekon soruşturması kapsamında eski Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'ın talimatları doğrultusunda Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in evinde yapılan aramalarda el konulan CD'lerden büyük bir kısmının korsan olduğu belirtildi.

Bazı basın yayın organlarında aramalarda Cihaner'in kızının çizgi filmlerine bile el konulduğu iddia edilmişti.

Yeşilçam Ödülünü Turkcell’liler belirleyecek

Türkiye’nin lider iletişim ve teknoloji şirketi Turkcell, ana sponsoru olduğu 3. Yeşilçam Ödülleri’nin en iyi filmini, abonelerinin katılımıyla belirliyor.

EN İYİ FİLMİ TURKCELL'LİLER BELİRLEYECEK
“Yesilcam” yazıp 8086’ya SMS atan Turkcell’liler, aday filmlerin fragmanlarını ceplerinden izleyerek “En İyi Film” ve “Turkcell İlk Film” kategorilerindeki adaylara oy verebilecek, böylece ödüllerin belirlenmesinde söz sahibi olacak.

Yeşilçam Ödülleri Haber Paketi’ne ücretsiz abone olan Turkcell’liler ayrıca, aday filmleri ve Yeşilçam Ödülleri ile ilgili tüm haberleri cep telefonlarından takip edebilecek.

Telefonlarına gönderilen soruları doğru cevaplayan aboneler; 5-12 Mart tarihleri arasında Beyoğlu Sineması’nda gerçekleştirilecek jüri özel gösterimlerine de katılarak, aday filmleri izleme şansına sahip olacak ve 23 Mart’ta Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi sarayında gerçekleşecek Yeşilçam Ödülleri gecesine davetiye kazanabilecek.

Aday filmler ile ilgili tüm bilgiler, www.turkcellyesilcamodulleri.com sitesinden de takip edilebiliyor.

İlk beşe giren aday filmler, Yeşilçam Ödülleri Jürisi için tekrar gösterimde

Sinema yazarı, yönetmen ve oyunculardan oluşan ön jürinin belirlediği aday filmler, yaklaşık 2500 kişiden oluşan ödül jürisi için tekrar gösterilecek.

3. Yeşilçam Ödülleri Jüri Üyeleri, aday filmleri TÜRSAK Vakfı'nca kendilerine iletilecek giriş kartlarıyla 5-12 Mart tarihleri arasında Beyoğlu Sineması’nda ücretsiz izleyebilecek.


ÖDÜL TÖRENİ 23MART'TA
Turkcell’in ana sponsorluğunda, TÜRSAK Vakfı ve Beyoğlu Belediyesi işbirliğinde gerçekleştirilen Yeşilçam Ödülleri’nin her kategorisindeki birinciler, 23 Mart 2010’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda, görkemli bir törenle açıklanacak.

3. Yeşilçam Ödülleri’nde “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Senaryo”, “En İyi Görüntü Yönetmeni”, “En İyi Müzik”, “En İyi Kadın Oyuncu”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”, “Genç Yetenek” ve “Turkcell İlk Film” kategorilerinde verilecek Yeşilçam ödül heykelciklerinin yanı sıra, “En İyi Film” ödülünün sahibi 150 bin TL, “Turkcell İlk Film” ödülünün sahibi ise 30 bin TL’lik para ödülüyle desteklenecek.
 
Türkiye'nin En Büyük Servis Portalı